“Türkiye’de Kadın Eğitim Çalışanı Olmak” konulu anketin sonuçları Türk Eğitim Sen tarafından açıklandı. Projede bin 535 kadın eğitim çalışanı yer aldı.
Eğitim yöneticilerinin atamalarında liyakat esaslarının daha şeffaf şekilde uygulanması için bir sistem geliştirilebilir.
Türk Eğitim Sen “Türkiye’de Kadın Eğitim Çalışanı Olmak” konulu anketin sonuçlarını paylaştı.
Kadın eğitimcilerin yönetici pozisyonlarına gelmelerini teşvik eden projeler başlatılabilir. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek için hukuki yaptırımların artırılması sağlanabilir.
Psikolojik destek mekanizmalarının her okulda daha aktif hale getirilmesi için devlet politikaları geliştirilebilir.
Kreş imkanlarının artırılması ve esnek çalışma saatlerinin uygulanması konusunda pilot projeler hayata geçirilebilir.
Mesleki tükenmişliği azaltmak için öğretmenler arasında destek grupları veya mentorluk sistemleri kurulabilir.
Kadın eğitimcilerin iş-yaşam dengesini sağlamak için evden çalışma veya hibrit model gibi alternatif çalışma düzenleri tartışılabilir.
Türk Eğitim Sen’in 28 Ocak-18 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre, bin 535 kadın eğitim çalışanı, mesleki zorluklar, yönetim sorunları, iş-yaşam dengesi ve cinsiyet ayrımcılığı gibi çeşitli konularda görüşlerini bildirdi. Türk Eğitim Sen’in internet sitesi ve 7 ayrı öğretmen ve memur platformunda yapılan anket, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne önemli veriler sundu. Katılımcıların yüzde 21.2’si tekrar meslek seçecek olsalar eğitim çalışanı olmayı istemeyeceklerini belirtirken, yüzde 48.1’i yine aynı mesleği seçeceklerini ifade etti. Kararsız olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 30.7 oldu.
Kadın eğitim çalışanlarına mesleklerini icra ederken karşılaştıkları zorluklarda psikolojik sağlamlıklarını korumak için ne yaptıkları soruldu. Katılımcıların yüzde 65’i kontrolü elinde tutmaya çalıştığını belirtirken, yüzde 59.1’i yaptığı işe daha fazla odaklanarak sorunların üstesinden gelmeye çalıştığını söyledi.
Kadın eğitim çalışanlarının mesleki tükenmişlik durumları incelendiğinde yüzde 27,9’u mesleki tükenmişlik yaşadığını, yüzde 20,8’i ise mesleki tükenmişlik yaşamadığını belirtti. Kararsız olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 51,3 oldu.
“Evdeki sorumluluklar ile mesleki sorumluluklar konusunda zorluk yaşayıp, iş-yaşam dengesini kurmakta zorlanıyor musunuz?” sorusuna yüzde 32,1’i hiçbir zaman, yüzde 18,8’i bazen, yüzde 23,1’i ara sıra, yüzde 12’si genellikle, yüzde 14’ü ise her zaman cevabını verdi.
“‘Birlikte yaşadığım kişiler ya da yakınlarıma (anne, baba, eş, çocuk vb.) ayırdığım/ayırmam gereken vakitleri evde mesleki çalışmalara ayırmaktan dolayı suçluluk duyuyorum’ ifadesine katılıyor musunuz?” sorusuna yüzde 20’si bazen, yüzde 18,2’si ara sıra, yüzde 14,3’ü genellikle ve yüzde 18,9’u her zaman cevabını verdi. Suçluluk duymadığını ifade edenlerin oranı ise yüzde 28,6 olarak belirlendi.
Katılımcıların yüzde 27,1’i meslek hayatının bir bölümünde veya şu anda çocuğunun bakımı için hiçbir zaman zorlanma yaşamadığını ve çaresiz hissetmediğini söylerken, yüzde 11,7’si bazen, yüzde 15,7’si ara sıra, yüzde 13’ü genellikle, yüzde 32,5’i her zaman çocuğunun bakımı için zorlanma ve çaresiz hissetme durumu yaşadığını ifade etti.
“Çocuk sahibi olmak istesem de kreş, bakıcı vb. imkanların yetersizliğinden dolayı buna cesaret edemiyorum” ifadesine hiçbir zaman katılmadığını söyleyenlerin oranı yüzde 39,2 iken, her zaman diyenlerin oranı yüzde 26,1, ara sıra cevabını verenlerin oranı yüzde 15,1, genellikle seçeneğini işaretleyenlerin oranı yüzde 10,2, bazen diyenlerin oranı da yüzde 9,4 olarak belirlendi.