Korkunun ecele faydası yok ama beğen tuşuna var mı?
Hadi itiraf edelim; hepimiz en az bir kez sosyal medyada beğen tuşuna basarken tedirgin olmuşuzdur. Belki bir arkadaşımızın paylaşımıydı, belki de içten içe katıldığımız ama kimseye söyleyemediğimiz bir düşünceydi. Parmağımızın ucundaki o minicik hareketin getireceği büyük dalgalar, uykularımızı kaçırdı. Sonuçta, sadece bir beğeniydi, değil mi? Ama hayır, bizim toplumumuzda her şeyin bir anlamı var. O beğen, sadece bir beğen değil; o, bir duruş, bir taraf olma, bir savaş ilanı bile olabilir!
3,5 Atma Sanatı veya Modern Korkuların Evcilleştirilmesi mi deseydik?
İşte tam burada, "insan 3,5" devreye giriyor. 3,5 atmak, aslında korkunun en şık halidir. Yani, bir konuda çekindiğini belli etmek ama öyle kaba saba değil; incelikli, nazik bir korkaklık. Tıpkı sosyal medyada, bir gönderiyi beğenmekten son anda vazgeçmek gibi. Aynı fikirdeyiz, ama bunu kimse bilmesin! Çünkü ne derlerse desinler, insan her şeyden önce sosyal bir varlıktır ve kabul görmek, dışlanmamak için yapamayacağı şey yoktur.
Gelin, kabul edelim: İnsanlar 3,5 atmaktan hoşlanır. Bu, kendini korumanın en modern, en kibar yolu. Toplumun beklentileri, gelenekler, aile baskısı, hatta arkadaş grubu dinamikleri bile bizim o beğen tuşundan uzak durmamıza sebep olabilir. Sosyal medya işte tam da bu yüzden sosyal değil mi? Bizim sosyalleşme biçimimiz; azıcık çekingen, azıcık korkak, ama bir o kadar da stratejik.
Teknoloji korkunun hızıyla yarışır hale geldi.
Bir zamanlar kitleler, sokaklara dökülerek tepkilerini gösterirdi. Şimdi ise bu tepki, bir tweet ya da bir Instagram gönderisinde şekil buluyor. O kadar hızlı, o kadar etkili ve bir o kadar da geçici. Ama işin ilginç yanı, bu hıza rağmen, insanın korkuları da bir o kadar hızlı büyüyor. Kitle hareketleri hızla yayılırken, bireyler içlerinde büyüyen korkuyla baş başa kalıyor. Teknoloji sayesinde her şeyin anında yayıldığı bu çağda, insan, özgürlüğü daha da sınırlandırılmış gibi hissediyor.
Bir gönderiyi beğenmek, bir paylaşımı retweet etmek bile cesaret işi haline geldi. Çünkü bir anda herkesin gözünde "o tarafta" oluyorsunuz. Peki, ya gerçekten aynı fikirde değilsek? Ya sadece şaka yapmak istediysek? Ya da en kötüsü, sadece beğenmek istediysek? İşte o an, "insan 3,5" devreye giriyor ve siz o tuşa basmıyorsunuz. Çünkü bir beğen tuşu yüzünden başınıza gelecekler, sizin o minicik korkunuzu devasa bir heyulaya dönüştürebilir.
Özgürlüğün sosyal medyadaki en düşük ayarı beğenmek ya da beğenmemek oldu.
Bugün, düşünce özgürlüğü dediğimiz kavram, aslında sosyal medyada beğen tuşuna basma özgürlüğüne indirgenmiş durumda. Ama bu özgürlüğü kullanabiliyor muyuz? Hayır. O kadar ki, sosyal medya algoritmaları bile sizin o 3,5 atmaktan vazgeçmenizi istemiyor. Bir gönderiyi beğendiğinizde, sizinle aynı düşüncede olanlara daha fazla içerik gösteriliyor. Ama beğenmediğinizde, o içerik size bir daha gösterilmiyor. Yani, aslında özgür değiliz. Sadece bize sunulan özgürlüğün sınırları içinde hareket ediyoruz.
Bir düşünün, sırf toplumsal baskı yüzünden, aynı düşüncede olduğumuz bir şeye bile beğen tuşuna basamıyoruz. Çünkü korkuyoruz. Korkuyoruz; ki biri bunu görür, biri bizi eleştirir, biri bizimle dalga geçer. İşte bu yüzden, insan 3,5 atmaktan asla vazgeçmiyor. Çünkü o minicik tuş, aslında bizim tüm özgürlüğümüzü temsil ediyor. Ama o tuşa basmadığımızda, kendimizi koruduğumuzu sanıyoruz. Oysa ki, tam da o anda, özgürlüğümüzden bir parça daha kaybediyoruz.
Korkunun gölgeleri altında yaşamak ne kadar özgürlük sayılabilir ki?
İnsan 3,5 atmaktan asla vazgeçmeyecek. Çünkü korku, insanoğlunun en temel dürtülerinden biri. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar ne kadar özgür olursa olsun, o tuşa basarken bir kez daha düşüneceğiz. Bir kez daha, "acaba" diye soracağız. Çünkü, insan toplumsal bir varlık ve bu toplumsal baskı, teknolojinin bile çözemediği en büyük sorun.
Belki de çözüm, korkularımızla yüzleşmek ve o beğen tuşuna basabilme cesaretini bulmakta yatıyor. Çünkü sonunda, korkunun ecele faydası yok. Ama belki de, korkunun beğen tuşuna faydası olabilir. Ve işte o zaman, belki de gerçekten özgür olabiliriz.
Belki.