Türkiye ekonomisinde gerçekten bir dengelenme döneminde miyiz?

GİRİŞ:
2024-11-19
saat ikonu 09:04
|
GÜNCELLEME:
2024-11-19
saat ikonu 09:04

Türkiye ekonomisinde uzun süredir yaşanan yüksek enflasyon, artan döviz kuru baskısı ve makroekonomik dengesizlikler, 2023 yılında ekonominin yeniden yapılandırılması gerektiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, Mehmet Şimşek'in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirilmesi, ekonomi politikalarında köklü bir değişim sinyalini verdi. Göreve gelir gelmez yaptığı açıklamalarla “rasyonel zemine dönüş” mesajı veren Şimşek, daha ortodoks (geleneksel) ekonomi politikalarına dönüşü hedeflediğini belirtti. Peki, bu politika değişikliği Türkiye ekonomisi için gerçekten bir dengelenme döneminin başlangıcı mı?

Ortodoks Ekonomi Politikalarına Dönüş 

Mehmet Şimşek’in göreve başlamasıyla birlikte, ekonomi yönetiminde ortodoks yaklaşımların yeniden ön plana çıktığını gördük. Özellikle Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu, peş peşe faiz artırım kararları alarak faiz oranlarını %8,5’ten %35’e kadar çıkardı. Bu faiz artırımları, enflasyonla mücadelede en güçlü silahlardan biri olarak değerlendiriliyor. Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın liderliğinde, enflasyon hedeflemesi çerçevesinde sıkı para politikası uygulamalarına geçildi.

Ancak ortodoks ekonomi politikalarına dönüşün tek aracı faiz artırımı olmadı. Aynı zamanda, Orta Vadeli Program (OVP) ile ekonomik büyüme, enflasyon, cari açık ve kamu maliyesine dair orta vadeli hedefler belirlendi. OVP, 2024-2026 dönemi için Türkiye ekonomisinin yeniden dengelenmesini ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına oturmasını amaçlıyor. Bu program, piyasalara daha öngörülebilir bir ekonomi yönetimi mesajı vererek güven veriyor.

Türkiye ayrıca, son yıllarda kronik hale gelen yüksek enflasyonla mücadele ediyor. Ekim 2023 itibarıyla TÜFE yıllık bazda %61,3’e yükseldi. Bu durum, özellikle düşük ve orta gelir gruplarını olumsuz etkiliyor. Mehmet Şimşek’in göreve gelmesiyle birlikte, enflasyonla mücadelede daha kararlı adımlar atılmaya başlandı. Faiz artırımları, hem iç talebi soğutmayı hem de döviz kurunu istikrara kavuşturmayı hedefliyor. Ancak, faiz oranlarındaki artışların kısa vadede enflasyonu kontrol altına alması beklenirken, orta vadede yatırımlar ve büyüme üzerindeki olumsuz etkileri de göz ardı edilemez.

Döviz kuru tarafında ise, Türk Lirası'nın değer kaybını frenlemek amacıyla döviz rezervlerinin artırılmasına ve sermaye girişlerinin teşvik edilmesine yönelik adımlar atıldı. Merkez Bankası’nın döviz piyasasına daha az müdahale ettiği yeni dönemde, kur seviyeleri büyük ölçüde piyasa dinamiklerine bırakıldı. Bu strateji, uzun vadede kur istikrarını sağlamayı ve döviz rezervlerini güçlendirmeyi hedefliyor.

 Orta Vadeli Program Hedefleri 

Orta Vadeli Program, Türkiye’nin büyüme oranını *2024 için %4, 2025 için %4,5 ve 2026 için %5* olarak hedefliyor. Ancak bu hedeflere ulaşılması, sıkı para politikalarının iç talep üzerindeki etkisine ve küresel ekonomik koşullara bağlı. Faiz oranlarındaki artışların kredi maliyetlerini yükselttiği ve özel sektör yatırımlarını yavaşlatabileceği bir ortamda, sürdürülebilir büyüme sağlamak zor olabilir. Bu durum, OVP’de belirtilen yapısal reformların hayata geçirilmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Özellikle sanayi ve tarımda verimliliğin artırılması, ihracatın çeşitlendirilmesi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli üretim modeline geçiş, orta vadeli büyüme performansı için kritik öneme sahip. Ayrıca, kamu maliyesinde disiplinin sağlanması ve kamu harcamalarının etkin kullanımı, enflasyonist baskıların azaltılmasına katkı sağlayabilir.

 Kısa ve Orta Vadeli Etkiler 

Ortodoks ekonomi politikalarına dönüşün kısa vadede en belirgin etkisi, talep daralması ve ekonomik yavaşlama olarak görülecektir. Özellikle faiz artışları, tüketici harcamalarını ve konut, otomobil gibi kredili harcamaları olumsuz etkileyebilir. Bununla birlikte, enflasyon oranlarında düşüş sağlanabilirse, bu durum hane halkının alım gücünü artırarak uzun vadede daha sağlıklı bir büyüme ortamı oluşturabilir.

Orta vadede ise, sermaye girişlerinin artması ve döviz kurunun istikrara kavuşması bekleniyor. Piyasa güveninin artması, uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisini artırabilir. Ancak bu süreçte, küresel ekonomik belirsizlikler (örneğin, ABD Merkez Bankası'nın faiz artırımları veya jeopolitik riskler) Türkiye ekonomisi için ek zorluklar yaratabilir.

 Peki gerçekten bir dengelenme döneminde miyiz? 

Mehmet Şimşek ve ekibinin ekonomi politikalarında yaptığı değişiklikler, Türkiye ekonomisinin yeniden dengelenmesi için önemli bir adım olarak görülebilir. Ancak, bu sürecin başarısı sadece faiz artışlarına ve OVP hedeflerine bağlı değil. Aynı zamanda yapısal reformların hayata geçirilmesi, piyasalara güven verilmesi ve siyasi istikrarın korunması da kritik önemde.

Önümüzdeki aylarda enflasyonun seyrine, döviz kurunun istikrarına ve büyüme verilerine bakarak, Türkiye'nin gerçekten bir dengelenme dönemine girip girmediğini daha net bir şekilde değerlendirebileceğiz. Ancak şurası kesin ki, ortodoks ekonomi politikalarına dönüş, Türkiye ekonomisi için önemli bir yol ayrımını temsil ediyor. Bekleyip göreceğiz; fakat umutlar temkinli bir iyimserlikle harmanlanmış durumda.