Kerkük'ten Mısır'a Türkçe ile yolculuk

GİRİŞ:
2025-03-25
saat ikonu 09:01
|
GÜNCELLEME:
2025-03-25
saat ikonu 09:01

İnsan, yapısı gereği en çok iletişime ihtiyaç duyar. İletişim ihtiyacı, insanın varlığını idamesinde ön koşul olarak yaşamının her alanında kendini gösterir. Bu yüzdendir ki insan, yer yurttan önce kendine bir dil birikimi oluşturmuştur. Dil birikimi, insanın varlığının da kanıtıdır.

Her milletin kendine has oluşturduğu bu dil birikimi, o milletin etnik, kültürel, tarihi, coğrafi özelliklerinden asırlarca beslenir. Kendi etnik yapısı içerisinde oluşturduğu her bir kelime, her bir dil unsuru, o milletin tarihi ile eş zamanlı oluşur ve ilerler.

Dil, var olduğu toplumun kendi içinde oluşturduğu kültürel yapısı, tarihi süreci ve jeopolitik unsurları ile de yakından ilişkilidir. Aynı zamanda da sadece var olduğu toplumu değil; jeopolitik, tarihi, coğrafi unsurları barındırmasıyla da toplumlararası kültürel birlikteliği de sağlar.

Birbirleri ile herhangi bir konuda birliktelik sağlamış milletlerin dillerinde ister istemez birbirlerine ait izler görülür. Bu izler, o milletlerin geçmişine ışık tutacağı gibi geleceğine de yön verir. Çünkü dil, diğer birçok kültürel unsurun dışında, yaşayan canlı bir etkileşim kaynağıdır. Dillerinde ortak bir kelimeyi barındıran iki halkın, birbirini derinden anlaması ve her anlamda birbirlerine yakınlık hissetmeleri kaçınılmaz bir gerçekliktir. Bu durum, iki halkın kendi arasında derinden bir bağ kurmasını kolaylaştırır. Çünkü insan, her ne kadar farklı milletler olarak ayrılmış olsa da özünde birbirini anlamak, birbiri tarafından anlaşılmak ve birbiriyle anlaşmak ister. Dolayısıyla dil, her şeyden önce insanlar arasında etkileşimi sağlayan en temel unsurdur. Bu, eskiden de böyleydi, günümüzde de böyledir. Sadece etkileşim biçimleri değişmiştir.

Günümüz dünyasında internet çağı ve küreselleşme yaklaşımı ile oldukça kolay olan dillerin etkileşimi, eski devirlerde bu kadar kolay olmuyordu.

Zaman ve mesafelerin bu kadar hızlı- yakın olmadığı tarihi süreç içinde, şartların oluşmasıyla yaşanabilecek birçok önemli unsura ihtiyaç vardı.

Türklerin askeri yönden üstünlüğü, dil etkileşimi için o dönemlerde önemli araçlardan biriydi. Zafer kazanan Türk komutanlarının; milletleri, kahramanlıklarıyla etkilemesi ve daha sayılabilecek birçok etkenlerle Türk Dili, birçok bölgede toplumları, milletleri etkilemiş ve o dillere kazandırdığı birçok kelimeyle o milletlerin dillerinde de varlığını sürdürmüştür.

Dil Birliği, bir toplumun kendi iç yapısındaki önemliliği kadar toplumlararası birlikteliklerde de oldukça önemlidir. “Diline dişine değmek” deyimi bu yaklaşımı çok iyi ifade eder. Bu deyim, karşındakini anlıyor, birlikte aynı sofrada oturabiliyor, yemeklerden aynı tadı alıyorsun demektir. Bunun oluşması için belli bir geçmişi birlikte paylaşmış olmak gerekir.

Dünyanın birçok bölgesinde egemenliğini kuran Türkler, özellikle 15. ve 16.yüzyılda Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman ile egemen oldukları topaklara kendi geleneklerini göreneklerini, kültürel özelliklerini ve Türkçeyi de aktarmışlardır.

MISIR-TÜRKİYE DİL KARDEŞLİĞİ

Tarihi bir süzgeçten baktığımızda özellikle Osmanlı döneminden günümüze dek ulaşan ulusların kültürel miraslarında Türk izleri görmek bizi şaşırtmaz.

Bunların en başında gelen Mısır’da bugün herhangi bir sokakta yürürken gördüğümüz bir Türkçe tabela, bir lokantada herhangi bir yemek ismi, yolda rastladığımız herhangi bir insanın ismi, mimari bir eserin adı ve eklenebilecek onlarca örnekle karşılaşabiliriz.

Mısır’da Türk varlığı etkisinin görülmeye başlaması, 868 ile 905 yıllarında hüküm süren Tolûnîler Türk devletine kadar uzanır. Sonrasında İhşîdliler 935- 969, Eyyûbîler 1171- 1252 ve Memlüklüler 1250 -1517 yılları arasında Mısır’da hüküm sürdü. Ve akabinde 1517 ile 1801 yılları arasındaki Osmanlı hakimiyeti, Mısır halkının; etnik, kültürel sosyal hayatında ve dilinde derin izler bıraktı.

Özellikle 1260 yılında Memlüklerin Sultan Kotuz ve Sultan Baybars komutasında Türklerden oluşan bir orduyla istilacı Moğolları yenmesi, sadece Mısır’da değil; tüm İslam aleminde Türklerin saygınlığını arttırdı. Türklere olan hayranlığın artmasıyla Türk diline de ilgi arttı. Dönemin Mısır ve Suriye’deki Arap dilcileri tarafından, Kıpçak Türkçesini anlatan gramer ve sözlük kitapları yazıldı. Anadolu’dan, Kafkasya’dan Mısır’a Türk göçleri de Mısır’daki Türkleşmeyi hızlandırıp besledi.

Bilindiği üzere, standart Arapçadan (العربية الفصحة) ayrı Arapçada lehçeler (اللهجات العربية) bulunmaktadır. Bu lehçeler sadece konuşma dilinde kullanılır, standart Arapçadan farklı bir dil konuşulmaktadır, her bir Arap ülkesinin farklı lehçesi vardır, Mısırda konuşulan Arapça lehçesine bakıldığında, Arap ülkelerinde en yaygın konuşulan lehçedir ve Türkçe sözcüklerin en çok barındırdığı lehçedir.

Mısır ile Türkiye arasında oluşan bu tarihi birliktelik, günümüze kadar beslenerek artmıştır. Bu beslenmenin en temel kaynağı dil olmuştur elbetteki. Mısır’da resmi dil Arapça olmasına rağmen sarayda, orduda ve hatta halkın bazı kesimlerinde Türkçe konuşulurdu. Annesi veya eşi Türk olan birçok Sultan vardı. Türklerle herhangi bir soy bağı olmayanlar bile çoğu zaman ordu ile iletişim kurmak için Türkçeyi seçiyordu.

Özellikle Türklerin Mısır’da ordu içinde yapılanmış olması sonucu aralarında oluşan bu dil birliği ile iki millet arasında derin bir bağ kurulmuş ve günümüze kadar bu bağ sağlam bir biçimde gelmiştir.

Günümüz dünyasında değişen ve şekillenen dünya coğrafyasında bugün Türk izlerinin bulunduğu birçok bölgede olduğu gibi Mısır’da da bu tarihi dil etkileşiminden kaynaklanan birliktelik, hep canlı ve dinamiktir.

Tarihte bu dil birliğini sağlayan en güçlü etken olan Türklerin askeriyedeki başarısı, bugün de Mısır halkı için geçerli ve etken bir mottodur.

Dünya zemininde oluşan politik, siyasi gelişmeler, bugün dünyayı farklı bir gelişim sürecine soksa da günün sonunda kazanan; tarihi, kültürel, ortak bir mirasa sahip olan Mısır ve Türkiye arasındaki bu ortak dil olacaktır.