Siz de işin içinden çıkamıyor musunuz? Bir gazeteci olarak ben de…
Son üç ayı baz alırsak; Küçük Narin’in acı kaybı, Fatih surlarında canavar bir hisle kafa kesip ve ardından intihar eden genç, Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulunan Rojin, 12 bebeği katleden katil Yenidoğan Çetesi ve tüm Türkiye’yi hüzne boğan, 5 kahramanı şehit verdiğimiz TUSAŞ’taki hain terör saldırısı…
Toplum olarak her gün farklı bir gündeme uyanıyoruz. Ancak verdiğimiz tepkiler giderek azalıyor. Buna duyarsızlaşma sendromu da diyebiliriz.
Peki hata nerde ya da çözüm ne?
Belki de bu duyarsızlık, bir savunma mekanizmasıdır. Günbegün artan kötü haberler karşısında, ruhumuzu koruyabilmek adına hislerimizi bastırmak zorunda kalıyoruz.
Ancak fark etmeden toplumsal dayanışma ruhumuzu zedeliyor.
Her olaya insanî bir perspektiften yaklaşmak ve empati kurmak önemli. Bize uzak gibi görünen acılar, aslında bizden çok da uzakta değil. Yaşananların her biri toplumun ortak yarası. Birey olarak bu yaraları hissettiğimiz sürece birlikte iyileşme umudumuz var.
Duyarsızlaşmak yerine duygularımıza sahip mi çıksak…