Sabahın erken saatleri ya da mesai dönüşü… Metroda ya da otobüste onlarca insan var Ama herkes kendi dünyasında. Kimi kulaklıklarını takıp dünyayı dışarıda bırakıyor, kimi kitabına gömülüp satırlar arasında kayboluyor. Son yıllarda, akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla üçüncü bir grup daha ortaya çıktı: Video izleyenler, oyun oynayanlar, ekranlara kapananlar…
Ancak bugün özellikle iki gruba odaklanalım: Müzik dinleyenler ve kitap okuyanlar.
Peki, neden bazıları müziğe sığınırken, diğerleri kitapların dünyasına çekiliyor? Psikologlara göre bu tercih, beynin işleyişiyle ilgili. Müzik, doğrudan duyguları harekete geçirir; dinleyenin ruh hâline göre ya yatıştırır ya da coşturur. Kitap okumak ise daha karmaşık bir süreçtir. Beyin, okunan metni anlamlandırır, karakterleri hayal eder, olay örgüsünü takip eder. Kimi düşüncelerini susturmak için müziğe yönelir, kimi ise düşüncelerine yön vermek için kitaplara…
Burada dikkat çeken bir nokta var: Günümüzde toplu taşımada kitap okuyanların sayısı azalırken, kulaklık takanlar ve ekranlara kapananlar giderek artıyor. Belki de artık düşünmek istemiyoruz. Belki de hayal gücümüzü kullanmak yerine, bize sunulan hazır dünyalara sığınmayı tercih ediyoruz. Sayfaların arasında kendi imgelerimizi yaratmak yerine, ekrandaki görüntüleri tüketmeyi daha kolay buluyoruz.
Bu noktada, “Eskiden insanlar daha çok kitap okurdu, şimdiki nesil sadece tüketiyor” demek işin en kolayı olurdu. Ancak mesele bundan daha derin. Günümüz insanı, özellikle şehir hayatında, o kadar çok uyaranla çevrili ki bazen en kolay kaçış yolunu seçiyor. Asıl sorgulamamız gereken belki de neden bu kadar kaçma ihtiyacı hissettiğimizdir.
O hâlde soruyu tersine çevirelim: Hepimiz bir şekilde kaçıyorsak, bu kaçıştan en çok ne kazanabiliriz? Müzik sadece bir arka plan sesi mi, yoksa ruhumuza gerçekten iyi gelen bir terapi mi? Kitap okumak basit bir alışkanlık mı, yoksa hayal gücümüzü genişleten bir yolculuk mu? Ve belki de en önemlisi: Kulaklıkları takıp dünyayı sustururken ya da kitaplara gömülüp gerçeklikten kaçarken, aslında kendimize ne anlatıyoruz?
Belki de cevabı yolda buluruz.
Bir sonraki metro yolculuğunda, kulaklıkları bir anlığına çıkarıp, ekranı kapatıp çevremize bakalım. Kim bilir, belki asıl hikâye tam da yanı başımızda yaşanıyordur.